Çalıkuşu, 1966 yapımı dramatik Türk filmdir. Senaryosunu Reşat Nuri Güntekin'in 1922'de yayımladığı aynı adlı romanından Osman F. Seden'in uyarlayıp yazdığı bu siyah beyaz filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini de yine Osman Seden yapmıştır.
51 oyuncu ve 1500 figüranın rol aldığı dizinin çekimleri İstanbul, Bursa, Bolu, Geyve, Göynük, Mudurnu ve İzmir'deki 137 mekânda gerçekleşti. Dizi tümüyle TRT dışında hazırlandı ve Kuruma o dönemin parasıyla 115 milyon liraya mal oldu.
Çalıkuşu, 2013-2014 yılları arasında Kanal D'de yayımlanan, Reşat Nuri Güntekin'in aynı adlı eserinden üçüncü kez uyarlanan drama türündeki Türk televizyon dizisidir.
Hayrullah Bey, Kâmran'a yazdığı mektupta Feride'yi bir daha bırakmamasını salık vermektedir. Kâmran Feride'nin günlüğünü sabaha dek okur, her şeyi öğrenir. Ertesi gün gidecek olan Feride'yi bırakmaz ve evlenirler.
Çalıkuşu'nda final akşamı!
Neriman'ın karnındaki bebeğin Kamran'dan olmadığını herkes öğrenir. Aşk kaldığı yerden devam etmeye başlamıştır. Konaktakiler bu mutlu haberin sevincini yaşarken Azelya'nın canı çok sıkılır. Acısı ve öfkesi bitmeyen Neriman, ona uyguladığı tedavi gerekçesiyle Kamran'ı şikayet eder.
Sonuçta Feride bulunamaz. Reşat Nuri Güntekin Bursa'ya ilk kez 1913 yılında, 24 yaşındayken geldi. Bursa Sultanisi'nde (Bursa Erkek Lisesi) orta kısım Fransızca öğretmeni olarak 1 yıl 28 gün çalıştı (Kanter, 2006, s. 19).
Seden'in uyarladığı 1986 yapımı “Çalıkuşu” dizisinin başrollerini Aydan Şener, Kenan Kalav ve Sadri Alışık paylaşıyor.
İçli, iradeli ve kültürlüdür. Feride birçok kişinin cesaret edemeyeceği işlerde yapardı. Meselâ her teneffüs okullarındaki ağaca tırmanır ve daldan dala atlardı. İşte bunu gören muallim ona "Bu kız insan değil çalıkuşu" diye bağırmış ve o günden sonra Feride'nin adı Çalıkuşu olarak kalmıştır.
'Çalıkuşu' dizisinin çekimleri için Tims Production'un sahibi olan Timur Savcı, İstanbul'daki Kadıköy ilçesindeki Kızıltoprak semtinde bulunan Reşat Paşa Konağı'nı 1 milyon dolardan fazla para harcayarak kiraladı.
Sevimli yüzünde bir bahar tazeliğiyle pırıl pırıl yanan rengi için ona “Perkal basması… Ne solacak, ne eskiyecek” derlerdi.